Niye Kilo Alıyoruz?

sebzeli 6Bugünkü konumuzun daha iyi anlaşılması için önceki yazılarımı kısaca özetlemenin iyi olacağını düşünüyorum: Nasıl arabalar hareket etmek için bir enerji kaynağı olarak benzine ihtiyaç duyuyorsa, vücudumuzun da hayati fonksiyonlarını devam ettirmek ve gün boyunca hareketimizi sağlamak için enerjiye ihyitacı var ve biz bu enerjiyi yediğimiz besinlerden alıyoruz. Besinlerin sahip olduğu enerji değeri genelde “kalori” cinsinden ifade ediliyor. Gıda yoluyla ihtiyacımız olandan fazla enerji alırsak vücudumuz bunu depoluyor ve kilo alıyoruz, ihtiyacımız olandan azını alırsak da kilo veriyoruz. Terazinin bir kefesine yediğimiz besinleri, diğer kefesine günlük tükettiğimiz enerjiyi koyduğumuzda, ağır basan tarafa göre kilo alıyor, veriyor ya da kilomuzu koruyoruz.

Tüm besinler 4 makrobesinden (yapıtaşından) oluşmakta; karbonhidrat, protein, yağ ve alkol. Her birinin kendine özgü bir enerji değeri var.

1 gram karbonhidrat 4 kcal

1 gram protein 4 kcal

1 gram yağ 9 kcal

ve 1 gram alkol 7 kcal içermekte.

Bir elmadan tutun, bir dilim keke ya da bir tabak tencere yemeğine kadar aklınıza gelebilecek tüm yiyecekler bu yapıtaşlarından oluşuyor.

 


 

Bu kısa özetten sonra “Niye kilo alıyoruz?” konusuna dönersek:

Ne oldu, ne değişti de atalarımızın kilolu olmak gibi bir sıkıntısı yokken günümüzde “obezite” aldı başını gidiyor, her 3 kadından ikisi her hafta yeni bir diyete başlıyor?

Amerikalı profesör Barry Popkin’in “Nutrition Transition” (Beslenme Değişimi) isimli teorisi zaman içinde sosyoekonomik değişikliklere paralel olarak beslenmede nelerin değiştiğini çok net bir şekilde gözler önüne seriyor. (1,2)

Bu teori 5 farklı aşamadan oluşuyor.

1) İlk çağlardaki öncülerimiz, topladıkları sebze, meyve ve avlanarak yakaladıkları hayvanları tüketerek besleniyor, hayatta kalıyorlardı. Fiziksel olarak oldukça aktiflerdi.

2) Tarımın başlaması ve yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte, insanoğlunun beslenmesi de değişime uğradı ve beslenmemize tahıl ürünleri dahil oldu. Ancak o tarihlerde makineleşme olmadığı için insanlar fiziksel olarak oldukça aktiflerdi ve bunun sonucunda kimsenin kilo alma, kilolu olma gibi bir problemi yoktu.

3) Endüstri devrimiyle birlikte, tahıllar başta olmak üzere yiyecekler işlenmeye başlandı. Bol nişastalı, lifli ve az yağlı yiyecekler üretildi. Makineleşmenin başlaması dolayısıyla iş hayatı önceki iki aşamaya nazaran daha hareketsizleşti.

4) Teknolojinin hız kesmeden gelişmesiyle dördüncü aşamaya geçildi. Bu aşamayla birlikte işlenmiş ürünler hayatlara hakim olmaya başladı. Gıdalardaki yağ ve şeker miktarı artarken mikrobesin (vitamin, mineral) miktarı azaldı. Teknolojinin gelişmesiyle artık insanlar iş hayatlarını masa başlarında geçirmeye başladı ve hareketsizleştiler. İşte bu aşamada obezite başta olmak üzere, kanser, kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıkların görülme oranı arttı.

Amerika başta olmak üzere gelişmiş ve gelişmemiş birçok ülke şu an bu aşamayı yaşıyor. Ülkemiz de malesef bu ülkeler içinde.

5) Ancak burada bitmedi, son bir aşama daha var. İşlenmiş ürünlerin yerini başta sebze ve meyve olmak üzere daha sağlıklı besinlerin aldığı, tüketilen yağ miktarının azaldığı bu son aşamada, insanlar hareketsiz iş hayatlarını, boş zamanlarında yaptıkları fiziksel aktivitelerle dengelemeye başlıyor. Vücuttaki yağ oranları düşüyor, sağlık durumları iyileşiyor.

Obezite kabusu başlarına çöken birçok ülke, beslenmenin toplum sağlığındaki yerini anlamış durumda. Bu son aşamaya geçebilmek adına bireyler ya da ülke yönetimleri iyi beslenme ve fiziksel aktivite konusunda vatandaşlarını teşvik etmeye başladı.

Şu an çoğu ülkenin 4. aşamada bulunması sebebiyle bu aşamaya yakından bakmak yararlı olacak diye düşünüyorum.

Teknoloji sayesinde günümüzde bitmez tükenmez bir gıda çeşitliliği var. Artık akşam masaya yiyecek koymak için avlanmak ya da fiziksel efor gerektiren herhangi bir aktivite yapmak zorunda değiliz, tabii fiziksel efor olarak süpermarkette gezinmeyi saymıyorum.

Teknoloji iş hayatını kolaylaştırsa da çoğumuzu masa başına bağlamış durumda. Her gün saatlerce masa başında oturmak günlük aktivite seviyesini oldukça düşürdü.

4. Aşamada beslenme ve hareket alışkanlıklarında görülen değişiklikler:

-Geleneksel öğünler yerine modern öğünlere geçilmesi.

Akşama yemek pişirmeye üşenen ve eve bir telefonla pizza söyleyenler el kaldırsın! :) Genellikle fast food tarzı yemekler, pişirme yöntemi ve porsiyon boyutları sebebiyle geleneksel yemeklere göre daha çok kalori içerir. Bu da uzun vadede kilo alınmasına neden olur.

-Abur cuburların çeşitlenmesiyle birlikte atıştırmanın artması.

Bisküvi, kek, çikolata gibi ürünlerin kalori değeri ebatlarına göre oldukça yüksektir. Gün içinde yapılan gereksiz atıştırmalar bize uzun vadede kilo olarak geri döner.

-Su yerine şekerli içecekler tüketilmesi.

Su kalorisizdir, bir kutu kola ya da meyve suyu ise ortalama 100 kalori civarındadır. Öğle ve akşam yemeklerinin yanında su yerine bir kutu şekerli içecek içmeniz, 5.5 hafta sonunda size bir kilo, bir yıl sonunda ise 9.5 kilo yağ olarak geri dönebilir.

-Gıda endüstrisinin reklam ve pazalama kampanyaları.

Televizyonlar, otobüs durakları, dergiler, gazeteler vs. yiyecek reklamlarıyla dolu. Çok da açıklama yapmaya gerek yok sanırım, göz görünce can çekiyor.

Teknolojinin gelişmesiyle ev işlerinin makinelere devredilmesi.

Tabii ki hayatımızı kolaylaştıran faktörler bunlar, ancak eskiye göre gitgide hareketsizleşmemize neden oluyorlar.

Teknolojinin gelişmesiyle motorlu ulaşımın başı çekmesi.

Evden arabaya, arabadan işe… Maalesef yeterli miktarda hareket etmiş olmuyoruz.

 


 

İnsanoğlunun binlerce yıldır geçirdiği evrime baktığımızda görmezden gelinemeyecek bir gerçek var. Günlük hayatımızda daha az hareket ediyoruz, daha çok masa başında oturuyoruz. Teknoloji sayesinde hayat bizim için kolaylaşırken gitgide daha da hareketsizleşiyoruz.

Üstüne üstlük çoğu zaman fast food tarzı yiyecekleri, evde yemek pişirmek yerine bir telefonla sipariş vermeyi tercih ediyoruz. Fazlasıyla işlenmiş bisküviler, krakerler atıştırmayı alışkanlık haline getiriyoruz. Kahvaltıda meyve suyu, yemeklerde kola olmadan yemek yiyemez olduk. Zaman içinde sadece hareketsizleşmedik, yiyecek tercihlerimiz de maalesef kötüleşti.

İşte bunların hepsi bir noktada birleşiyor ve atalarımızın kilo kontrolü derdi yokken günümüzde farkında olmadan kilo almamızın, beslenme ve yaşam tarzıyla alakalı hastalıkların (obezite, kanser, kalp hastalıkları, diyabet) neden alıp başını gittiğini açıklıyor.

Hareket aslında sadece kilo kontrolü için değil sağlıklı bir beden için de gerekli. Sağlıklı bir kalp, kuvvetli bir kas sistemi, ağrısız bir hayat…

Doğru beslenmek sizi sadece sağlıklı bir kiloda tutmaz, sizi birçok hastalıktan da korur. Hareket ise sağlıklı, mutlu ve zinde bir yaşam için şart. Anlayacağınız atalarımızdan öğreneceklerimiz var :)

 

Referanslar

1) Popkin B. The Nutrition Transition: An Overview of World Patterns of Change. Nutrition Reviews 2004;62:S140-S143.

2) Popkin B. The Nutrition Transition in Low-Income Countries: An Emerging Crisis. Nutrition Reviews 1994;52:285-298.

2 Yorum
  • Gökçe Aktürk
    Nisan 28, 2015

    Sizden bir ricam olacak. Bir kaç tane örnek öğüne yer verirseniz bloguzda çok mutlu olurum. Yaşım oldukça küçük aslında fakat bu yaşam tipi gerçekten büyüleyici ve örnek alınası. Bu yaşam biçimini hayatımın merkezi yapmak için çalışmalara başlamadım. Küçük bir yerde yaşıyorum ve o yüzden bir çok ürüne ulaşamıyorum. Ama yine de eğer örnek öğünler ya da kahvaltıda,öğle yemeğince vb. Ne tip şeyler yememizi küçük örneklere paylaşırsanız inanılmaz mutlu olurum. Şimdiden çok teşekkürler. Mutlu,sağlıklı günler!

    • Ceren Yavuz
      Nisan 28, 2015

      Instagram hesabımda bu tarz bir çok öğün bulmanız mümkün. Oraya bir bakın isterseniz :)

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir